İsmaililik-Fatımilik bugüne kadar yeterince üzerinde durulmamış,...

@_geistarbeiter
Geist Arbeiter@_geistarbeiter
2 views Sep 22, 2026 ~2 min read
Advertisement
1
İsmaililik-Fatımilik bugüne kadar yeterince üzerinde durulmamış, daha doğrusu İslam düşünce geleneği içindeki yeri yeterince isabetli şekilde gösterilmemiş bir konu. Bu alanda benim şimdiye kadar rastladığım en dikkat çekici tasnifi Kuşeyri yapmış.
@faraszade
A TARIK ÇELENK@faraszade
İsmaili-Fatimi gelenek İslam entelektüel sıçrama noktalarının temelini teşkil ettiler. Merak ettim kafamdakileri yazdım. perspektif.online/ismaililik-fat…
2
Süleyman Uludağ’ın aktardığına göre Kuşeyri, İslam düşünce geleneği içinde dört temel akım tespit ediyor. Buna göre aklı esas alan Meşşailer ve Kelamcılar bir yanda, keşif ya da sezgiyi esas alan Sufiler ve (İsmaili-Fatımi geleneği içine alan) Batıniler diğer yanda duruyor.
3
Ama tasavvufta muhafazakar geleneğin öncülerinden olan Kuşeyri, Kelamcılar ve Sufileri kendilerini nass’la sınırlandırmaları bakımından, bu sınırlandırmayı yapmayan Meşşailer (yani filozoflar) ile Batınilerden ayırıyor.
4
Bu durumda ana akım Kelam geleneği nass+akıl, Sufi geleneği nass+keşf, Meşşai geleneği saf akıl, Batıni geleneği de saf sezgiye tekabül eder görünüyor. Herhalde Selefileri de saf nass iddiasında bulunan bir grup olarak ayrıca ele almak gerekiyor.
5
Erken Hristiyan düşüncesinde buna benzer bir ayrım yapılır, Yahudi yasa geleneğine (Eski Ahit) bağlı kalan Hristiyanlar bir okulu, bu geleneği Yunan felsefesiyle (özellikle Platonculuk ve Neo-Platonculukla) sentezlemek isteyenler bir başka okulu, Yahudi geleneğini tamamen
6
terk eden, hatta dünyayı yaratan tanrının İsa’yı gönderen tanrıdan farklı bir ilah olduğunu savunanlar “Gnostikler” olarak anılan üçüncü bir çizgiyi temsil ederdi. Sonunda orada kazanan, uç sayılan iki geleneğin tasfiye edilmesiyle, Eski Ahit’i (yani şeriatı) zahiren kabul eden
7
fakat merkezi İsa’nın yeni antlaşması üzerine kuran, Yunan felsefesini de Platon’dan çok Aristoteles etkisiyle ele alan Thomaçı Skolastik oldu. En azından Katolik dünyası bu yolda ilerledi.

İslam dünyasında ise inancın yapısı gereği merkezi yeri kitap tuttuğu için, Batı’daki
8
ezoteriklerin dengi olarak görülebilecek İsmaili-Batıniler çok daha kesin bir tepkiye maruz kaldılar.

Gerçi Abbasi idaresinin çözüldüğü 10. Yüzyıl’da Irak’ta Büveyhi, Mısır’da da Fatımi iktidarları, Tarık Çelenk’in belirttiği gibi metafizik, kozmoloji ve hatta etik alanında
9
benzerine bir daha rastlanmayacak eserlerin üretildiği bir kültür atmosferi yarattılar (aynı dönemde yapılan bir takım garabetleri şimdilik bir yana bırakalım.)

Ama ne yazık ki, ve belki de kaçınılmaz olarak, onların felsefi-mitolojik-teolojik birikimini ortadan kaldıranlar da
10
İslam dünyasında başka yönleriyle büyük sevgiye mazhar olan, fakat Bağdat ve Kahire kütüphanelerini ateşe veren, Tuğrul Bey ve Selahaddin Eyyübi olmuştur. Selahaddin’in aynı zamanda en orijinal İslam neoplatoncusu denebilecek Şehabeddin Sühreverdi’yi de idam ettirdiği de malum.
11
Böylece 11. Yüzyıl sonundan itibaren İran-Anadolu hattında Nizamiye medreseleri üzerinden Gazali çizgisi egemen olurken, 12. Yüzyıl sonunda Mısır-Libya hattındaki ezoterik miras yavaş yavaş silinmiş, 13. Yüzyıl’da Kurtuba’nın da düşmesiyle beraber o canlı ve renkli dönemin
12
tabutuna son çivi çakılmıştır.

İsmaililerin ana akım olabilecek bir hizip olmadıkları açık ama İslam dünyasında onlar kadar felsefi bir derinliği olan bir grup bulmak da zor. Özellikle Hz. Ali’yi bütün geçmiş peygamberlerin yanında bulunan (Musa’nın yanındaki Harun, İsa’nın
13
yanındaki Petrus) samit imam geleneğine bağlamaları gerçekten müthiş sofistike. Batı dünyasının bizim kültürümüzde neden en çok bu grupları ilgi çekici bulduğu kolayca anlaşılabiliyor.
Actions
What You Can Do
  • Export as PDF or Markdown
  • Batch Export to Notion
  • Bookmark & Highlight
  • Screenshot Tweet
Create Free Account

Includes 7-day Premium trial

Advertisement