Ricœur üzerine bazı temel notlar:
Bu yay “anlama”da öznellik ile nesnellik arasındaki gerilimi mümkün kılarak Gadamer’in hermeneutiğindeki nesnelliğe karşı karamsarlığı ortadan kaldırabilmenin önünü açar.

Nesnel bir hermeneutik mesafeleşme ile imkan dahiline girer. Bu ikilemde hermeneutiği ontolojik (Heidegger-Gadamerci hat) olmakla beraber epistemik olarak da yeniden düzenliyor Ricœur. Yay temellüke geldiğinde artık nesnel bir anlam vardır ve bu okurun dünyasına uygulanır.

Temelle birlikte öznellik askıya alınır epistemik manada « désappropriation » yani mülksüzleşme olur özne yeni bir özne-nesne gerilimine tabii olur bu bağlamda hermeneutik ziyadesiyle diyalektiktir.
Bu düşüncelerin Ricœur’de şekillenmesini tam olarak anlayabilmemiz için rekorörün erken dönen metafor kuramından sembol kuramına oradan metnin çalışması dediği meselelere kadar genel bazı değerlendirmelerini kompozisyon haline getirmeliyiz.
Metafor erken dönem Ricœur’de semantik şok olarak görülür semantik şok yakın olanın değil en uzağın yakınsamasıdır. Metaforun karşısında alegori var. Alegori yüzeysel ve basitken metafor çok-katmanlı ve şifreli. Bu yüzden metafor tamamen tahayyülle alakalı.
Şimdi burada tahayyül’ü/imagination unutmayalım kavram olarak.
-Anlama
-Yorumlama
-Aidiyet
Bunlar cepte zaten hermeneutik deyince
-temellük
-mesafeleşme
-şimdi de “tahayyül’ü ekledik metafor ile birlikte.
Devam ediyorum.
-Anlama
-Yorumlama
-Aidiyet
Bunlar cepte zaten hermeneutik deyince
-temellük
-mesafeleşme
-şimdi de “tahayyül’ü ekledik metafor ile birlikte.
Devam ediyorum.
Travail de l’imagination diye bir modeli var, tahayyülün çalışması. Metin de çalışır tahayyül gibi. Ricœur tahayyülü bir iş olarak görüyor, metafor da buna dahil. Metafor üzerine kitabının adı da zaten Yaşayan Metafor.
İmge/hayal Hume ve Sartre’da olduğu gibi sadece bir yansıma veya bir rüya değil, yaratımdır.
Şiirsel imge misal buna bir örnek. Gerçekliğin eleştirisi olarak şiirsel imge; tahayyülün işlevi metaforik önermeleri şemalaştırır.
Şiirsel imge misal buna bir örnek. Gerçekliğin eleştirisi olarak şiirsel imge; tahayyülün işlevi metaforik önermeleri şemalaştırır.
Peki felsefe? Felsefe felsefe-olmayan olarak tanımladığı yani bizzat şiirin, mitin, sembollerin tümünden yararlanıyor. Birincil deneyim olarak dil-deneyimi felsefe-olmayanı teşekkül eder. Bu açıdan düşünce varlığa aidiyet teşkil eder.
Bu varlığa aidiyet süreci, yaşayan deneyim olarak karşımıza çıkar. Bunlar varoluşsal deneyimin en ilkel boyutlarıdır yani insanın fiil olarak varlığının varlıkla ilişkisidir. Hem fiil olan varlığın hem de yaşamın farklı boyutlarda faaliyet halinde olan varlıkla ilişkisi.

Bu deneyim hem kavramsal hem de metaforik dili oluşturduğu bir eksen için birincil deneyime başvurur. Sembol metafor zengin varoluşsal içeriğini sağlar metaforlar da dil öncesi karmaşık sembole semantik bir açıklık kazandırır.

Şimdi tekrar hermeneutiğin temel meslerinden biri olan anlamak ve inanmaka dönelim. “anlamak için inanıyorum, inanmak için anlıyorum.” Bu Ricœur’de bir kısırdöngü değil, iki yönlü bir dairesel ilişki. Ya… ya da yerine hem… hem de mantık ilkesini tercih ediyor Ricœur.

-metaforlar çoğul bir yapı içerisinde anlam kazanır. kutsal metinler buna örnek olabilir. tevratta tanrının krala, babaya vs. benzetilmesi gibi metaforlar bu yapı içerisinde radikal metaforlar olarak tanımlanır.

Metaforlar sadece yatay olarak değil dikey olarak da hiyerarşi kurar. Bunlara dominant metaforlar diyebiliriz. Bunu düşünürken bir metafor ağı düşünmemiz lazım. Metafor ağına da hakim olan bir metafor yapısı. Dile taşınmış bir yapı düşünmeli tabii ki.
Ricœur bunla ilgili mesela Kant’ın görü ile ilgili meşhur lafına şöyle bi nazire yapıyor “dile taşınmayan dinsel deneyim kör, karmaşık be ifade edilemez olarak kalır.”
Dinsel düzlemde iki farklı dil var: kavramsal ve kavram-öncesi.
Dinsel düzlemde iki farklı dil var: kavramsal ve kavram-öncesi.
Kavram-öncesi olanlara mesela kehanetler, hikmetli sözler, kıssalar vs verilebilir. Bu yukarıda yazdığın “birincil din dili”.
Bu birincil dildekiler felsefi söylemle karşılanşınca teolojik dil ortaya çıkıyor ve buna ikincil dil diyor Ricœur. Bu da din dilini oluşturuyor.
Bu birincil dildekiler felsefi söylemle karşılanşınca teolojik dil ortaya çıkıyor ve buna ikincil dil diyor Ricœur. Bu da din dilini oluşturuyor.

Teoloji ikincil bir söylem olduğu için felsefeye kaynak oluşturamıyor çünkü kapalı bir sistemdir. Din dilinin kavram öncesi döneminde bulunan yani birincil dilde bulunan irrasyonel boyut akla yeni imkanlar sunar. Yani Ricœur bunu olumsuz bir şey olarak görmüyor.
Hatta filozofun dinsel söylemdeki karşıtı olarak da vaizi görüyor. Dinsel boyuttaki canlı deneyim olarak müjdenin beyanı yani kerigma’yı zikrediyor.
-Burda Falque’un Ricœur’e en büyük eleştirisinin protestan sola scripturasının hermeneutiğinde merkezde olduğunu söyleyeyim.
-Burda Falque’un Ricœur’e en büyük eleştirisinin protestan sola scripturasının hermeneutiğinde merkezde olduğunu söyleyeyim.
Dinsel sistem üç boyuttan oluşur:
1-Vaaz, iman tekrarı 2- iman yorumlayıcı-dini-topluluğun dogması 3- otoriter boyut
Otoriter boyut 1’e karışır ve 1-2’nin tarihsel boyutunu dönüştürerek otoriter sabiteye dönüşür. Kerigma’nın logosu ıskartaya çıkar, din otoritenin dogması ile +
1-Vaaz, iman tekrarı 2- iman yorumlayıcı-dini-topluluğun dogması 3- otoriter boyut
Otoriter boyut 1’e karışır ve 1-2’nin tarihsel boyutunu dönüştürerek otoriter sabiteye dönüşür. Kerigma’nın logosu ıskartaya çıkar, din otoritenin dogması ile +
özdeşleşir. Kapalı bir sistem olarak vahyedilmiş hakikat tekeli böylelikle ortaya çıkar. Burada Katoliklik eleştirisi de var tabii ki.
Generated by Thread Navigator
Press ⌘ + S to quick-export
