@peripsukhe: Ricœur üzerine bazı temel notl...
@peripsukhe
9 views
Jun 16, 2026
Advertisement
3
Temelle birlikte öznellik askıya alınır epistemik manada « désappropriation » yani mülksüzleşme olur özne yeni bir özne-nesne gerilimine tabii olur bu bağlamda hermeneutik ziyadesiyle diyalektiktir.
4
Bu düşüncelerin Ricœur’de şekillenmesini tam olarak anlayabilmemiz için rekorörün erken dönen metafor kuramından sembol kuramına oradan metnin çalışması dediği meselelere kadar genel bazı değerlendirmelerini kompozisyon haline getirmeliyiz.
5
Metafor erken dönem Ricœur’de semantik şok olarak görülür semantik şok yakın olanın değil en uzağın yakınsamasıdır. Metaforun karşısında alegori var. Alegori yüzeysel ve basitken metafor çok-katmanlı ve şifreli. Bu yüzden metafor tamamen tahayyülle alakalı.
6
Şimdi burada tahayyül’ü/imagination unutmayalım kavram olarak.
-Anlama
-Yorumlama
-Aidiyet
Bunlar cepte zaten hermeneutik deyince
-temellük
-mesafeleşme
-şimdi de “tahayyül’ü ekledik metafor ile birlikte.
Devam ediyorum.
-Anlama
-Yorumlama
-Aidiyet
Bunlar cepte zaten hermeneutik deyince
-temellük
-mesafeleşme
-şimdi de “tahayyül’ü ekledik metafor ile birlikte.
Devam ediyorum.
7
Travail de l’imagination diye bir modeli var, tahayyülün çalışması. Metin de çalışır tahayyül gibi. Ricœur tahayyülü bir iş olarak görüyor, metafor da buna dahil. Metafor üzerine kitabının adı da zaten Yaşayan Metafor.
8
İmge/hayal Hume ve Sartre’da olduğu gibi sadece bir yansıma veya bir rüya değil, yaratımdır.
Şiirsel imge misal buna bir örnek. Gerçekliğin eleştirisi olarak şiirsel imge; tahayyülün işlevi metaforik önermeleri şemalaştırır.
Şiirsel imge misal buna bir örnek. Gerçekliğin eleştirisi olarak şiirsel imge; tahayyülün işlevi metaforik önermeleri şemalaştırır.
9
Peki felsefe? Felsefe felsefe-olmayan olarak tanımladığı yani bizzat şiirin, mitin, sembollerin tümünden yararlanıyor. Birincil deneyim olarak dil-deneyimi felsefe-olmayanı teşekkül eder. Bu açıdan düşünce varlığa aidiyet teşkil eder.
14
Metaforlar sadece yatay olarak değil dikey olarak da hiyerarşi kurar. Bunlara dominant metaforlar diyebiliriz. Bunu düşünürken bir metafor ağı düşünmemiz lazım. Metafor ağına da hakim olan bir metafor yapısı. Dile taşınmış bir yapı düşünmeli tabii ki.
15
Ricœur bunla ilgili mesela Kant’ın görü ile ilgili meşhur lafına şöyle bi nazire yapıyor “dile taşınmayan dinsel deneyim kör, karmaşık be ifade edilemez olarak kalır.”
Dinsel düzlemde iki farklı dil var: kavramsal ve kavram-öncesi.
Dinsel düzlemde iki farklı dil var: kavramsal ve kavram-öncesi.
17
Teoloji ikincil bir söylem olduğu için felsefeye kaynak oluşturamıyor çünkü kapalı bir sistemdir. Din dilinin kavram öncesi döneminde bulunan yani birincil dilde bulunan irrasyonel boyut akla yeni imkanlar sunar. Yani Ricœur bunu olumsuz bir şey olarak görmüyor.
18
Hatta filozofun dinsel söylemdeki karşıtı olarak da vaizi görüyor. Dinsel boyuttaki canlı deneyim olarak müjdenin beyanı yani kerigma’yı zikrediyor.
-Burda Falque’un Ricœur’e en büyük eleştirisinin protestan sola scripturasının hermeneutiğinde merkezde olduğunu söyleyeyim.
-Burda Falque’un Ricœur’e en büyük eleştirisinin protestan sola scripturasının hermeneutiğinde merkezde olduğunu söyleyeyim.
19
Dinsel sistem üç boyuttan oluşur:
1-Vaaz, iman tekrarı 2- iman yorumlayıcı-dini-topluluğun dogması 3- otoriter boyut
Otoriter boyut 1’e karışır ve 1-2’nin tarihsel boyutunu dönüştürerek otoriter sabiteye dönüşür. Kerigma’nın logosu ıskartaya çıkar, din otoritenin dogması ile +
1-Vaaz, iman tekrarı 2- iman yorumlayıcı-dini-topluluğun dogması 3- otoriter boyut
Otoriter boyut 1’e karışır ve 1-2’nin tarihsel boyutunu dönüştürerek otoriter sabiteye dönüşür. Kerigma’nın logosu ıskartaya çıkar, din otoritenin dogması ile +
20
özdeşleşir. Kapalı bir sistem olarak vahyedilmiş hakikat tekeli böylelikle ortaya çıkar. Burada Katoliklik eleştirisi de var tabii ki.
21
Şimdi kısaca Ricœur’ün Kötülük Sembolleri’ne değinip yukarıda bahsettiğim sembol-alegori, sonra da en baştaki hermeneutik meselelerini detaylandıralım.
22
Ricœur genel olarak felsefede üç sembol alanından bahseder: kozmik semboller düşsel semboller ve poetik Semboller. Kozmik olan insanın kutsallıkla kurduğu bağda doğal nesneler somut sınırlarını kaybeder. Buradan ortaya çıkan kavramların sembolik alanı tükenmez.
23
Kosmos ve psukhe aynı ifade gücünün iki farklı boyutunu oluştur. Psukhe düşsel boyutun alanıdır. Poetikte imgeler çok önemlidir sembollerin yerine. İmge de varlığın sesi konuşur hatta buna söz-imge der.
25
p.s. mitolojik anlatı teolojik kavramlara çevrilemez. bu yüzden adem-havva vs. muthosun konusudur.
p.s. 2: sembol bizzat düşünce değildir, düşünceye imkan sunar.
p.s. 3: aynı anda buraya kadar flood yazılabiliyormuş. Buradan sonrası tufan…
p.s. 2: sembol bizzat düşünce değildir, düşünceye imkan sunar.
p.s. 3: aynı anda buraya kadar flood yazılabiliyormuş. Buradan sonrası tufan…
26
Sembol-Alegori
Alegoride birincil anlam zorunlu değildir, alegori toplumsal uzlaşımla oluşmuştur. Anlamın kavranmasına yardımcı olur. Ne varlık ne mahiyet olarak şarttır. Anlaşılması güç bir meseleyi kolaya çevirme aracıdır. Bir entelektüel fikrin zorunlu olmayan bir temsilidir.
Alegoride birincil anlam zorunlu değildir, alegori toplumsal uzlaşımla oluşmuştur. Anlamın kavranmasına yardımcı olur. Ne varlık ne mahiyet olarak şarttır. Anlaşılması güç bir meseleyi kolaya çevirme aracıdır. Bir entelektüel fikrin zorunlu olmayan bir temsilidir.
27
Örneğin stoacıların Hesiodos yorumları gibi tek işlevi olan basit bir inşa ürünüdür. Bir metni bir kere alegorik olarak çözünce metnin anlamı daralır ve alegoriyi inşa eden ekolün önemi yiter. Metin ise sadece bir şekilde anlaşılabilen şifresi çözülmemiş bir hazine olarak kalır.
28
Sembol ise daima gerekliliğini korur. Sembollerle ifade edilen anlam başka bir şekilde ifade edilemez. Beşeri ifadeden de bağımsızdır. Sürekli yeni bir anlam üretme imkanını haizdir. Semboller aracılığıyla varoluşsal deneyim de sürekli tekrar edilir.
29
Bu tekrarlar üç türlüdür:
-hareketlerin (örn.ibadetler)
-dinsel ilişkilerin (örn.mitler)
-imgelerin tekrarı (örn.sanatsal semboller)
Misal İsa’nın ikonaları veriliyor. Burada Gadamer’in yorumuna da katılarak şunu diyor Ricœur ve Durand; bu ikonalar tekrar eden semboller olarak+
-hareketlerin (örn.ibadetler)
-dinsel ilişkilerin (örn.mitler)
-imgelerin tekrarı (örn.sanatsal semboller)
Misal İsa’nın ikonaları veriliyor. Burada Gadamer’in yorumuna da katılarak şunu diyor Ricœur ve Durand; bu ikonalar tekrar eden semboller olarak+
30
hakikati yineler. Her ikon İsa’nın bir replikası değil bizatihi İsa’nın kendisini temsil eder. O yüzden kutsaldır.
31
Şimdi Özne meselesine gelelim.
Bütün bu dilsellik ve deneyim itibariyle varlık cogitoda değil cogito varlıkta bulunur. Cogito her zaman göstergeler dolayısından geçmek zorundadır çünkü. Dolaysız bir özbilinç imkansız olduğu için düşünen-özne birincil değil ikincildir.
Bütün bu dilsellik ve deneyim itibariyle varlık cogitoda değil cogito varlıkta bulunur. Cogito her zaman göstergeler dolayısından geçmek zorundadır çünkü. Dolaysız bir özbilinç imkansız olduğu için düşünen-özne birincil değil ikincildir.
32
Bu yüzden özneyi Ricœur “yaralı cogito” olarak tanımlıyor.
Cogito zihinle birlikte bedenden de oluşur. Bedeninden dolayı cogito kendini birincil ve merkezi olarak konumlandıramaz. İkincil pozisyonundan dolayı cogito göstergeleri anlamak için önce “inanmalıdır.”
Cogito zihinle birlikte bedenden de oluşur. Bedeninden dolayı cogito kendini birincil ve merkezi olarak konumlandıramaz. İkincil pozisyonundan dolayı cogito göstergeleri anlamak için önce “inanmalıdır.”
33
Taa yukarıda yazdığım Anselmus’un “anlamak için inanıyor inanmak için anlıyorum” sözünü Ricœur’ün iktibası nu yüzden. Bir metni anlamak için önce o metne inanılması gerekiyor.
Şimdi; metafor, sembol, alegori ve özne meselelerinden bahsettik. Artık baştaki temel yay’a dönebiliriz
Şimdi; metafor, sembol, alegori ve özne meselelerinden bahsettik. Artık baştaki temel yay’a dönebiliriz
34
Aidiyet hermeneutik deneyimin iç temel alanında görülüyor: estetik, tarihsel ve dilsel.
Aidiyet öznenin temel önanlamasını mümkün kılıyor. Aidiyet hem yorum öznesinin kendi dünyasına hem de metnin kendi tarihine aidiyetidir.
Aidiyet öznenin temel önanlamasını mümkün kılıyor. Aidiyet hem yorum öznesinin kendi dünyasına hem de metnin kendi tarihine aidiyetidir.
35
İnsanı söyleme, söylemi de varlığa dahil eder. Çünkü Ricœur’de de özne dile aittir. Dili de belirleyen tarihtir. Anlayan insan in média res’tir. Ortadadır. İnsan doğası gereği hiçbir zaman zaman her şeyin başında veya sonunda olamaz.
36
Peki insan neyle karşılaşıyor. Yaralı cogito yani. Gelenek meselesiyle. Hermeneutiğin en baba meselesi geleneğin konumu. Özellikle Gadamer ve Ricœur’de.
Gelenek fikri üçe bölünüyor
-geleneksellik
-gelenekler
-gelenek
Gelenek fikri üçe bölünüyor
-geleneksellik
-gelenekler
-gelenek
37
Geleneksellik geçmişten etkilenmiş olma (être-affecté-par le-passé) ile doğrudan ilişkilidir. Söylem bir hadisedir. Olayın kendisi zamanla yok olup giderken anlam yine de varlığını sürdürür. Özellikle yazı vesilesiyle metinselleşen yazarın sitz im leben’inden özerkleşir.
38
Geçmişten etkilenmiş olma Gadamer’de tarihin-etkisi-altındaki-varlığın-bilinci olmak olarak kavramsallaştırılıyor. Aktarılmış gelenek fikrini ise en iyi şekilde baştan/mesafe meselesiyle açıklar (Heidegger hattı). Burada mesafeleşme meselesinin önü açılıyor işte.
39
En başta -yani hermeneutik yayda- aidiyet meselesinin oluşturduğu öznellik sarmalından çıkış ve nesnelliğin tekrar inşasında “mesafeleşme” modeli bir diyalektik düzelticidir.
40
Metnin nesnelliğinin dört boyutu vardır
-anlamın sabitleştirilmesi
-yazarın niyetinden ayrılma
-gösterimsel olmayan bir gönderim olması
-muhatapların evrensel yelpazesi
-anlamın sabitleştirilmesi
-yazarın niyetinden ayrılma
-gösterimsel olmayan bir gönderim olması
-muhatapların evrensel yelpazesi
41
Şimdi de metnin özerkliğinin beş boyutuna gelelim
-dil söylem olarak meydana gelir
-söylem yapılandırılmış eser olarak meydana gelir
-söylem/eserde yazı-söz ilişkisi vardır
-söylem eseri bir dünyanın yansıtılmasıdır
-ve söylem/eser anlamın dolayımı olarak inşa olur
-dil söylem olarak meydana gelir
-söylem yapılandırılmış eser olarak meydana gelir
-söylem/eserde yazı-söz ilişkisi vardır
-söylem eseri bir dünyanın yansıtılmasıdır
-ve söylem/eser anlamın dolayımı olarak inşa olur
42
Söylem anlam da taşıdığı için metin heniz sözlü haldeyken söz eylemi ile birlikte kendi içinde de mesafeleşme olur.
Düzsözde söylemin kendisi varken edimsözde edim sözün anlamını daraltır etkisöz ise muhatabını bulunca anlamı daha da daraltabilir çünkü.
Düzsözde söylemin kendisi varken edimsözde edim sözün anlamını daraltır etkisöz ise muhatabını bulunca anlamı daha da daraltabilir çünkü.
43
Bu dinamikte kendine-mesafeleşme ortaya çıkarılmalıdır. Simetrik şekilde metnin aidiyet alanından mesafeleşmesş okurun kendi öznelliğinden mesafeleşmesini sağlar. Burada da mülksüzleşme adımı ortaya çıkar.
44
Yay’ın ikinci aşaması (açıklama) aidiyeti dengeler ve okurun kendi kendine mesafeleşmesine yol açar (mülksüzleşme sayesinde). Bu yüzden açıklama anı eleştiriler ve şüphecidir. Nesnel anlam olmazsa metin bir şey söylemez, varoluşsal temellük olmazsa metin de ölüdür.
45
İşte burada metafor sembol ile kavram arasında duruyor. Düşünüm-öncesi sembolden kavramsal dile geçişi sağlar metafor. Bu ikisinin arasında bağımlılık-özgürlük gerilimi vardır ve metafor söylemin özgür icadıdır. Sembol kosmos düzeneğinden bağımsız değildir.
46
Açıklama anı anlamaya epistemik nesnel bir boyut kazandırıyor. Hermeneutik yayın ilk aşamasında aşırı öznellik riski varken sonunda da aşırı nesnellik riski vardır. Bu yüzden üçüncü aşamada temellük gereklidir. Anlama süreci açıklama ile değil temellük ile son bulur.
47
Bu aşama da kendini anlama aşamasıdır aslında. Aidiyet ile mesafeleşme arasında olduğu gibi mesafeleşme ile sahiplenme arasında da döngüsel bir ilişki var. Sahiplenme mesafeye karşı çıkmaz. Burada artık okuma faaliyeti ile metnin dünyasıyla karşılaşırız.
48
Burada okurun metinle kurduğu ilişkide kendiliğin hermeneutik imkanı ve anlamın oluşumunun eşzamanlılığını görüyoruz; yani tahayyül meselesi. Ricœur için tahayyül bütün bu sistematik bütün içerisinde varolmayana yönelebilme gücüdür.
49
Çünkü esasında metafor küçücük bir öyküdür. Öyle ise büyük bir metafordur. Burada hep tahayyül çalışır. Metin çalışır. Metafor biçimsel olarak etkindir.
Tahayyül de mevcut olmayan bir nesneyi temsil etme işlevinden ziyade yeni bir semantik uygunluk şematize edebilme gücünü haiz.
Tahayyül de mevcut olmayan bir nesneyi temsil etme işlevinden ziyade yeni bir semantik uygunluk şematize edebilme gücünü haiz.
50
Yani suret vericidir. Poiesis itibariyle mümkün kıldığı mesaf eşme yaratıcı boyuta sahiptir bu da muhayyel varyasyonları mümkün kılar yaratıcı güç öznenin açılan mesafeden oluşan boşluğa verdiği tepkiden doğar.
51
Okuma cansız bir partiyonu çalarak canlandırmaya benzer metnin semantik imkanlarini etkinleştirrip geliştirmeye yarar örneğin müzik konusunda İhsan Özgen’in Cemil Bey varyasyonları özellikle Çeçen kızı varyetesi düşünülebilir. Müzik de bir metindir.
52
Daha epey bir notum var, tanrının kendini révèle etmesi, ideoloji, ütopya üzerine görüşleri falan ama yazmaktan daral geldi artık.







