Thread Truncated (Cap Enforced)
Only the first 20 tweets are unrolled into slides to ensure reliable PDF exporting and high server performance.
Canvas & Ratio
Choose your destination platform format
Layout Template
Choose a content structure for your slides
Preset Themes
Typography & Sizing
Brand Kit Customization
AGENCYConfigure brand assets for headers & footers
Outro Slide CTA
Customize your closing call-to-action slide
Background Pattern
Build Your Carousel
Drag and drop any post card below onto a slide, or use the quick buttons to insert content/images instantly!

Kur'an'da bana son derece ilginç gelen bir kıssa... Yunus kıssası... Eğer siz de hayatınızdaki sıkıntı, stres, bunalım, üzüntü gibi şeylerden şikâyetçi iseniz, yaşama sevincinizi kaybettiğinizi düşünüyorsanız bu ilaç tam size göre! +++

Hz. Yunus’u bilirsiniz. Ortadoğu bölgesinde Ninova halkına peygamber olarak gönderilmişti. Kavmi kendisini dinlemediler ve iman etmediler. Bunca tebliğ ve davet faaliyetinin işe yaramadığını gören Hz. Yunus, Rabbinden izin gelmediği halde artık bu kavmin iman etmeyeceğini,

adam olmayacağını düşünerek Ninova şehrini terk etti. Kendisi kavmine karşı öfkelenmişti. Bir peygamberi dinlememenin cezasını onların da tatmasını istiyor, kendisi de onları öfkelendirmek istiyordu.

Böyle söz dinlemeyen bir kavme beyhude yere tebliğde bulunmaktansa burayı terk etmek daha iyidir diye düşünüyordu. Şehri terk ederken düşüncesi Allah’a isyan etmek, peygamberlik görevinden istifa etmek değildi elbette. Bir peygamber nasıl böyle bir şey düşünebilir ki?

O, Rabbinin bu konuda kendisini sıkıştırmayacağını, ona bu sebeple azap etmeyeceğini düşünüyordu. Çünkü ne de olsa elinden gelen her şeyi yapmıştı. Hem geçmişte helak olan nice toplumlarda da peygamberler aynı şeyi yapmamış mıydı?

Bunca tebliğ işe yaramamış, sonunda kavimleri helak edilmişti. Belli ki Hz. Yunus da belki de bu dik başlı, asi, söz dinlemez, laf anlamaz toplumun başına benzer bir belanın geleceğini düşünüyordu. Hz. Yunus kavminden ayrıldıktan sonra bir gemiye bindi.

Ortada bir fırtına veya tehlike olmadığı halde dolu olan gemi batayazdı. Bunun üzerine geminin çalışanları “aramızda efendisinden kaçan bir köle var, böyle olmasaydı ortada bir sebep yokken gemi batma tehlikesi geçirmezdi.

Bu tehlikeden kurtulmak için onu denize atmamız gerekir yoksa onu denize atmadan buradan kurtulamayız” dedi. Gemide kura çekildi ve kurada Hz. Yunus çıktı. Hz. Yunus denize atılınca büyükçe bir balık (en doğrusunu Allah bilir ama muhtemelen balina) kendisini yuttu.

Hz. Yunus balığın karnında, denizin dibinde, karanlıkların içinde yaptığının yanlışlığını anladı. Vicdan azabı içinde Rabbine şöyle yalvardı:

“Lâ ilâhe illâ ente, sübhâneke, innî küntü mine’-zâlimîn.” (Senden başka ilah yoktur. Seni [her türlü noksanlıktan] tenzih ederim. Ben gerçekten [kavmimi terk etmekle] zâlimlerden oldum.” (Enbiya, 87)

Balık Hz. Yunus’u ıssız bir yerde karaya bıraktı. Hz. Yunus orada kendine geldi. Sonra tekrar kavmine döndü,tebliğini yaptı ve yüz bini geçen kavmi toptan imana geldiler. Böylece geçmiş kavimler içinde peygamberine bir bütün halinde iman eden tek kavim Hz. Yunus’un kavmi oldu.

Bu kıssada alınacak öyle dersler ve ibretler var ki… Bunlar için değil bir yazı, bir kitap yazılsa yeridir. Ben, bu kıssadaki sadece bir noktaya dikkat çekeceğim. Hz. Yunus’un, balığın karnında iken söylediği cümle… Kendisinin kurtulmasına vesile olan cümle…

Hz. Peygamber bu cümle hakkında şöyle demiştir: “Yunus’un balığın karnında yaptığı duayı bir Müslüman herhangi bir şey için yaparsa mutlaka kendisinin duasına icabet edilir.” (Tirmizî, Deavât, 82)

Âlimlerimiz yazdıkları eserlerde bu duayı “sıkıntılı kimsenin okuması gereken dua (duâü’l-mekrûb)”, “sıkıntılı anlarda okunacak dua” (duâü’l-kerb) diye ifade etmişlerdir. (Bkz. İmam Nevevî, el-Ezkâr, s. 121)

Bu dua üzerinde uzun okumalar, araştırmalar yaptım. Hz. Yunus’un sıkıntı anında niçin bu üç cümleyi söylediğini anlamaya çalıştım. Yine bir müminin sıkıntı durumunda bu duayı yapmasının sebebi üzerinde düşündüm.

Okuduklarım arasında açık ve net bir şey bulamamakla birlikte ipuçlarından yola çıkarak kendimce şöyle bir noktaya ulaştım.

Bu duada üç cümlede üç husus var: “Lâ ilâhe illâ ente: Senden başka ilah yoktur” bu cümle tevhid cümlesi. “Sübhâneke: Seni tenzih ederim” bu cümle tenzih cümlesi. “İnnî küntü mine’z-zâlimîn: Ben zâlimlerden oldum” Bu cümle istiğfar cümlesi.

Bana göre işin sırrı bu üçünün bir araya toplanmasında gizli. Sıkıntıyı dağıtacak olan şey bu üçlü: Tevhid, tenzih ve istiğfar. Kısaca bir bakalım bunlara…

a) Tevhid: Sıkıntıda olan kişi bilecek ki Allah’tan başka ilah yoktur. Yani bu sıkıntı da dahil olmak üzere bu kâinatta olan biten ne varsa hepsini yaratan Allah’tır. Mümin hayatın bir imtihan olduğunu, bu hayatta hayır ve şer ile imtihan edileceğini,

sıkıntıları yaratanın da Allah olduğunu bilir. Her ne kadar bu sıkıntıların kendi başına gelmesinde kendi kusuru bulunsa da sonuç itibarıyla bunları yaratan zât, kendisinden başka ilah olmayan Allah’tır.