@KPehlivano85093 ↔ @Conatusfelsefe ↔ @kinaya_karsin conversation
@KPehlivano85093
12 views
Jun 26, 2026
Advertisement

Koray Pehlivanoğlu@KPehlivano85093
İdeal Bir Din Nasıl Olmalı?
Madem din, insanların ahlakını, toplumsal ilişkilerini, aile hayatını, hukuk anlayışını ve hatta ne yiyip ne içeceğini belirleyecek kadar güçlü bir kurumdur; o halde sıradan bir dernekten, bankadan veya teknoloji şirketinden daha düşük standartlarla yönetilemez.
İdeal bir dinin temel özellikleri şöyle olmalıdır:
1. Altı Ayda Bir Düzenli Güncelleme Almalı:
İki bin yıl önce yazılmış kuralların her çağda, her coğrafyada ve her teknolojik düzende aynen uygulanacağı varsayılamaz.
İnsanlık değişiyor.
Bilim ilerliyor.
Toplumların ahlak anlayışı gelişiyor.
Yeni sorunlar ortaya çıkıyor.
Yapay zeka, genetik müdahale, organ nakli, iklim krizi, kripto para, uzay kolonileri…
Bunların hiçbirinin cevabı, binlerce yıl önce yaşamış insanların gündelik hayatında bulunamaz.
Bu nedenle ideal din, altı ayda bir düzenli güncelleme almalıdır.
Her güncellemenin sürüm notları açıkça yayımlanmalıdır:
Örnek güncelleme: Din 4.2
-Kölelik özelliği tamamen kaldırıldı.
-Kadınların tanıklık katsayısı 1.0’a yükseltildi.
-İnançsızlara yönelik tehdit dili düzeltildi.
-Boşanma ve miras prosedüründeki cinsiyet ayrımcılığı giderildi.
-Çocuk evliliğine izin veren eski güvenlik açığı kapatıldı.
-“Sorgulamak günah değildir” özelliği varsayılan olarak etkinleştirildi.
“Son ve değişmez sürüm” iddiası iptal edilmelidir.
Çünkü değişmeyen sistemler kusursuz oldukları için değil, kendilerini yenileyemedikleri için değişmezler.
2. Din Temsilcilerinin Seçilme Kriterleri Açık Olmalı:
Bir insanın kutsal metni ezberlemiş olması, onun ahlaklı, adil, eğitimli veya toplumu yönlendirmeye uygun olduğunu göstermez.
İdeal bir dinde temsilci olabilmek için adayların; felsefe, mantık, etik, psikoloji, sosyoloji,bilim tarihi, hukuk,çocuk gelişimi, insan hakları alanlarında merkezi sınava girmesi gerekir.
Sınav yalnızca bilgi ölçmemelidir. Adayların empati yeteneği, şiddete eğilimi, otorite tutkusu, eleştiriye tahammülü ve çıkar çatışmaları da değerlendirilmelidir. Mutlaka yabancı dil bilme ve üniversite mezunu zorunluluğu olmalıdır.
Sınavı geçen adaylar doğrudan göreve gelmemelidir. Halkın önüne çıkmalı, görüşlerini açıklamalı ve seçimle görevlendirilmelidir.
“Tanrı beni seçti” beyanı tek başına yeterli kabul edilmemelidir.
Çünkü tarih boyunca Tanrı tarafından seçildiğini söyleyenlerin sayısı, literatüre girip doğrulananların sayısından hayli fazladır.
Ayrıca deri rengi cinsiyet ve cinsel yönelimler seçim ve atama kriteri olmaktan çıkarılmalıdır.
3. Temsilcilik Süreli Olmalı:
Hiç kimse ömür boyu kutsal yetki kullanmamalıdır. Din temsilcileri en fazla iki dönem görev yapabilmeli; görev süreleri sonunda normal hayata dönmelidir.
Akraba ataması, veliahtlık, kutsal soy, ruhani hanedan ve “makam babadan oğula geçer” uygulamaları yasaklanmalıdır.
Bir kişinin çocuğu olmak, o kişinin bilgeliğinin genetik olarak miras alındığını göstermez.
4. Mali Kayıtlar Herkese Açık Olmalı:
İdeal bir dinde bütün bağışlar, vakıf gelirleri, mülkler, şirket ortaklıkları ve harcamalar kamuya açık olmalıdır.
Tanrı adına para toplayan kurumların hesabı, en azından sıradan bir anonim şirket kadar denetlenebilmelidir.
“Bu para kutsal hizmetlerde kullanılıyor” açıklaması muhasebe belgesi yerine geçmemelidir.
Tanrı’nın paraya ihtiyacı olmadığına göre, toplanan paranın hesabını insanların vermesi gerekir.
5. Hiçbir Hüküm İnsan Haklarının Üzerinde Olmamalı:
İdeal bir din; kadınları, çocukları, eşcinselleri, farklı inançtakileri, inançsızları veya başka toplulukları ikinci sınıf insan ilan edemez.
Bir hüküm temel insan haklarıyla çelişiyorsa, “kutsal olduğu için uygulanır” denmemelidir. Hüküm iptal edilmelidir.
İdeal dinin temel mottosu şu olmalıdır: İnsanın onuru, metnin otoritesinden önce gelir.
6. Dinden Çıkmak Serbest Olmalı:
Bir dine girmek özgürlükse, o dinden çıkmak da özgürlük olmalıdır. İdeal din, kendisini terk edenleri tehdit etmez, cezalandırmaz, ailelerinden koparmaz ve toplum dışına itmez.
Gerçek olduğundan emin olan bir düşünce, insanları içeride tutmak için korkuya ihtiyaç duymaz.
7. Eleştiri ve Mizah Dokunulmaz Olmalı:
İdeal din eleştiriden korkmamalıdır. Peygamberler, kutsal kitaplar, din adamları ve dini kurumlar tartışılabilmeli, eleştirilebilmeli ve mizah konusu yapılabilmelidir.
Bir fikrin eleştirilmesi, o fikre inanan kişiye saldırı sayılmamalıdır. Eleştiriye cevap fikirle verilmeli; yasakla, tehditle, linçle veya cezayla değil.
Hakikat, kendisini korumak için sansüre ihtiyaç duyuyorsa, ortada korunmaya çalışılan şey muhtemelen hakikat değil, otoritedir.
8. Mucize ve Vahiy İddiaları Bağımsız Kurulca İncelenmeli:
“Tanrı benimle konuştu” diyen herkes doğrudan peygamber, veli veya ruhani lider ilan edilmemelidir. Bu tür iddialar; nöroloji, psikiyatri, tarih, dilbilim, fizik, istatistik uzmanlarından oluşan bağımsız bir kurul tarafından incelenmelidir.
Mucize iddiaları kontrollü şartlarda tekrarlanabilmelidir.
Bağımsız bir bilim kurulu mucize varsa onaylayıp sertifikalandırmalıdır.
Yalnızca çok eski metinlerde anlatılan, hiçbir bağımsız kaydı bulunmayan ve gözlemci gelince çalışmayı bırakan mucizeler “kanıtlandı” sayılmamalıdır.
9. Çocuklara Din Değil, Dinler Öğretilmeli:
Çocuklara tek bir din mutlak gerçek olarak ezberletilmemelidir. Dinler tarihi, mitoloji, felsefe, bilimsel düşünme ile birlikte öğretilmelidir.
Çocuk 18 yaşına geldiğinde; inanmayı, inanmamayı, din değiştirmeyi, hiçbir dine bağlanmamayı özgürce seçebilmelidir.
Beş yaşındaki bir çocuğun bilinçli bir siyasi görüşü olamayacağı gibi, bilinçli ve bağımsız bir dini tercihi de olamaz.Çocuğun dini çoğu zaman kendi seçimi değil, doğduğu evin adresidir.
18 yaşına gelene kadar bütün dinleri öğrenmeli ve sonra özgür iradasiyle müridi olacağı dini veya dinsizliği seçmelidir.
10. Hatalar Açıkça Kabul Edilmeli:
İdeal dinin kurumları geçmişte yaptıkları hataları açıkça kabul etmelidir. “Yanlış anlaşılmıştır”, “dönemin şartları öyleydi”, “gerçek din bu değildi”, "orada öyle demek istemedi" gibi kaçış cümleleri yerine doğrudan şöyle denebilmelidir:
Evet, bu hüküm yanlıştı.
Evet, insanlara zarar verdik.
Evet, bugün bunu değiştirdik.
Hata kabul etmek otoriteyi küçültmez. Tam tersine, güvenilirliğin başlangıcıdır. Hatasını kabul eden din büyük din olma yolunda ilerliyordur.
11. Adalet Öteki Dünyaya Ertelenmemeli:
İdeal bir din, adaletin ölümden sonra mutlaka sağlanacağını söylemekle yetinmemelidir. Çünkü çocuk istismara uğrarken, kadın şiddet görürken, masum insanlar işkence edilirken veya birileri açlıktan ölürken “hesabı ahirette sorulacak” demek, mağdur açısından adalet değildir.
Gelecekte verilecek ceza, bugün yaşanan acıyı ortadan kaldırmaz. Geciken adalet adalet değildir.
Özellikle kendisini her şeyi bilen, her şeye gücü yeten ve mutlak merhametli olarak tanıtan bir Tanrı’nın; çocuklara yönelik şiddet, tecavüz, istismar ve işkence karşısında yalnızca seyirci kalması kabul edilemez.
İdeal bir Tanrı, en azından kendisini savunamayacak durumda olanlara doğrudan müdahale etmelidir.
Bir çocuğun güvenliği, onu istismar eden yetişkinin “özgür iradesinden” daha değerlidir. Failin özgür iradesini korumak adına mağdurun hayatının mahvedilmesine izin vermek, tarafsızlık değildir. Güçlü olanın yanında sessizce durmaktır.
“Dünya bir sınavdır” açıklaması da yeterli değildir. Çünkü çocuklar, başkalarının ahlak sınavında kullanılacak araçlar değildir. Bir insanın iyiliğini veya kötülüğünü sınamak için başka bir insanın bedenini, ruhunu ve hayatını deney malzemesine çevirmek adalet sayılamaz.
12. Cehennem Kaldırılmalı, Cennet Yeniden Düşünülmeli:
Sonsuz ceza, sonlu bir insan ömründe işlenen hiçbir suçla orantılı değildir. Seksen yıllık bir hayatın hatası için sonsuz işkence öngören sistem, adalet değil sınırsız intikam üretir.
Üstelik cehennem tehdidi insanları iyi olmaya değil, itaat etmeye zorlar. İdeal bir dinin amacı insanları korkutarak yönetmek değil; düşünerek, sorgulayarak ve empati kurarak iyi insanlar haline getirmek olmalıdır.
İyilik ceza korkusundan değil, başkasının acısını anlayabilmekten doğmalıdır. Ödül beklentisiyle yapılan iyilik de ahlaki değerini kısmen kaybeder.
İnsan, cennete girmek istediği için değil; karşısındaki insanın acısını önemsediği için iyi olmalıdır.
Sonsuz Ödül de iptal edilmeli:
Sonsuz ödül, sonsuz işkence kadar zalimce değildir. Ancak o da adalet ve orantı bakımından sorunsuz kabul edilemez.
Sonlu bir ömür içinde yapılan sınırlı sayıdaki iyilik karşılığında sonsuz ödül verilmesi de eylem ile orantılılık arasındaki ölçüyü ortadan kaldırır.
Bir insan seksen yıl yaşayıp sonsuz mutluluk kazanırken, başka bir insanın yalnızca yanlış dine doğduğu, yanlış inanca sahip olduğu veya yeterince ikna olmadığı için bundan mahrum bırakılması adalet değildir.
Sonsuz cennet fikrinin başka bir sorunu da anlam meselesidir.
İdeal dinin temel ilkesi şu olmalıdır: Ne sonsuz korku ile itaat ne de sonsuz ödül vaadiyle satın alınmış iyilik gerçek ahlaktır.
Gerçek ahlak, insanın ceza görmeyeceğini ve ödül almayacağını bilse bile kötülük yapmamasıdır.
Cennetin bedensel hazlara indirgenmesi de sorunludur:
Cennetin kadınlar, eşler, huriler ve sınırsız cinsel hazlarla ilişkilendirilmesi insan onuruyla bağdaşmaz. Çünkü insanı ahlaki bir özne olmaktan çıkarıp arzularının peşinden giden bir tüketiciye dönüştürür. Kadınları da kendi iradesi, kişiliği ve hayatı olan insanlar olarak değil; erkeğin ödülü olarak sunar.
Bir insanın başka bir insana ödül olarak vaat edilmesi, ister dünyada ister ahirette olsun, insan onurunu zedeler. Üstelik bu vaatler dini ahlakın ciddiyetine de zarar verir.
Dünyada günah sayılan bir arzunun, cennette neden en büyük ödüllerden biri haline gelmesi etik açıdan sorunludur.
Bu durumda din, insanı ahlaken geliştirmek yerine arzularını ertelemeye teşvik etmiş olur:
Şimdi vazgeç, sonra daha fazlasını al. Bu, ahlak değil ertelenmiş haz pazarlığı olur. Cennet, insan bedeninin pazarı değil; insan onurunun tamamlandığı bir yer olarak tasarlanmalıdır.
Seks insanların kendi özgür iradeleriyle karar vereceği, bir seçime dönüşmelidir. İnsan özel hayatına ve mahremeyitine yönelik dış müdahale ve yönlendirme olmamalıdır.
15. Kılık Kıyafet ve Yeme İçme Kişisel Tercih Olmalı:
İdeal bir din, insanların ne giyeceğini, saçını nasıl uzatacağını, sakalını nasıl bırakacağını veya hangi yiyeceği ağzına koyacağını sürekli denetleyen bir zabıta teşkilatına dönüşmemelidir.
Bir insanın bedeni üzerinde karar verme hakkı öncelikle kendisine aittir. Kadınların nasıl giyineceğine erkekler, erkeklerin nasıl görüneceğine din adamları, yetişkinlerin ne yiyeceğine de kutsal otoriteler karar vermemelidir.
Kıyafet konusunda yalnızca;
kamusal güvenlik,
hijyen,
mesleki zorunluluklar
ve başkalarının haklarıgibi somut gerekçeler sınırlama nedeni olabilir.
“Tanrı böyle istiyor” veya “toplumun ahlakı bozulur” gibi ölçülemeyen gerekçeler, insanların bedenleri üzerinde baskı kurmak için kullanılmamalıdır.
Madem din, insanların ahlakını, toplumsal ilişkilerini, aile hayatını, hukuk anlayışını ve hatta ne yiyip ne içeceğini belirleyecek kadar güçlü bir kurumdur; o halde sıradan bir dernekten, bankadan veya teknoloji şirketinden daha düşük standartlarla yönetilemez.
İdeal bir dinin temel özellikleri şöyle olmalıdır:
1. Altı Ayda Bir Düzenli Güncelleme Almalı:
İki bin yıl önce yazılmış kuralların her çağda, her coğrafyada ve her teknolojik düzende aynen uygulanacağı varsayılamaz.
İnsanlık değişiyor.
Bilim ilerliyor.
Toplumların ahlak anlayışı gelişiyor.
Yeni sorunlar ortaya çıkıyor.
Yapay zeka, genetik müdahale, organ nakli, iklim krizi, kripto para, uzay kolonileri…
Bunların hiçbirinin cevabı, binlerce yıl önce yaşamış insanların gündelik hayatında bulunamaz.
Bu nedenle ideal din, altı ayda bir düzenli güncelleme almalıdır.
Her güncellemenin sürüm notları açıkça yayımlanmalıdır:
Örnek güncelleme: Din 4.2
-Kölelik özelliği tamamen kaldırıldı.
-Kadınların tanıklık katsayısı 1.0’a yükseltildi.
-İnançsızlara yönelik tehdit dili düzeltildi.
-Boşanma ve miras prosedüründeki cinsiyet ayrımcılığı giderildi.
-Çocuk evliliğine izin veren eski güvenlik açığı kapatıldı.
-“Sorgulamak günah değildir” özelliği varsayılan olarak etkinleştirildi.
“Son ve değişmez sürüm” iddiası iptal edilmelidir.
Çünkü değişmeyen sistemler kusursuz oldukları için değil, kendilerini yenileyemedikleri için değişmezler.
2. Din Temsilcilerinin Seçilme Kriterleri Açık Olmalı:
Bir insanın kutsal metni ezberlemiş olması, onun ahlaklı, adil, eğitimli veya toplumu yönlendirmeye uygun olduğunu göstermez.
İdeal bir dinde temsilci olabilmek için adayların; felsefe, mantık, etik, psikoloji, sosyoloji,bilim tarihi, hukuk,çocuk gelişimi, insan hakları alanlarında merkezi sınava girmesi gerekir.
Sınav yalnızca bilgi ölçmemelidir. Adayların empati yeteneği, şiddete eğilimi, otorite tutkusu, eleştiriye tahammülü ve çıkar çatışmaları da değerlendirilmelidir. Mutlaka yabancı dil bilme ve üniversite mezunu zorunluluğu olmalıdır.
Sınavı geçen adaylar doğrudan göreve gelmemelidir. Halkın önüne çıkmalı, görüşlerini açıklamalı ve seçimle görevlendirilmelidir.
“Tanrı beni seçti” beyanı tek başına yeterli kabul edilmemelidir.
Çünkü tarih boyunca Tanrı tarafından seçildiğini söyleyenlerin sayısı, literatüre girip doğrulananların sayısından hayli fazladır.
Ayrıca deri rengi cinsiyet ve cinsel yönelimler seçim ve atama kriteri olmaktan çıkarılmalıdır.
3. Temsilcilik Süreli Olmalı:
Hiç kimse ömür boyu kutsal yetki kullanmamalıdır. Din temsilcileri en fazla iki dönem görev yapabilmeli; görev süreleri sonunda normal hayata dönmelidir.
Akraba ataması, veliahtlık, kutsal soy, ruhani hanedan ve “makam babadan oğula geçer” uygulamaları yasaklanmalıdır.
Bir kişinin çocuğu olmak, o kişinin bilgeliğinin genetik olarak miras alındığını göstermez.
4. Mali Kayıtlar Herkese Açık Olmalı:
İdeal bir dinde bütün bağışlar, vakıf gelirleri, mülkler, şirket ortaklıkları ve harcamalar kamuya açık olmalıdır.
Tanrı adına para toplayan kurumların hesabı, en azından sıradan bir anonim şirket kadar denetlenebilmelidir.
“Bu para kutsal hizmetlerde kullanılıyor” açıklaması muhasebe belgesi yerine geçmemelidir.
Tanrı’nın paraya ihtiyacı olmadığına göre, toplanan paranın hesabını insanların vermesi gerekir.
5. Hiçbir Hüküm İnsan Haklarının Üzerinde Olmamalı:
İdeal bir din; kadınları, çocukları, eşcinselleri, farklı inançtakileri, inançsızları veya başka toplulukları ikinci sınıf insan ilan edemez.
Bir hüküm temel insan haklarıyla çelişiyorsa, “kutsal olduğu için uygulanır” denmemelidir. Hüküm iptal edilmelidir.
İdeal dinin temel mottosu şu olmalıdır: İnsanın onuru, metnin otoritesinden önce gelir.
6. Dinden Çıkmak Serbest Olmalı:
Bir dine girmek özgürlükse, o dinden çıkmak da özgürlük olmalıdır. İdeal din, kendisini terk edenleri tehdit etmez, cezalandırmaz, ailelerinden koparmaz ve toplum dışına itmez.
Gerçek olduğundan emin olan bir düşünce, insanları içeride tutmak için korkuya ihtiyaç duymaz.
7. Eleştiri ve Mizah Dokunulmaz Olmalı:
İdeal din eleştiriden korkmamalıdır. Peygamberler, kutsal kitaplar, din adamları ve dini kurumlar tartışılabilmeli, eleştirilebilmeli ve mizah konusu yapılabilmelidir.
Bir fikrin eleştirilmesi, o fikre inanan kişiye saldırı sayılmamalıdır. Eleştiriye cevap fikirle verilmeli; yasakla, tehditle, linçle veya cezayla değil.
Hakikat, kendisini korumak için sansüre ihtiyaç duyuyorsa, ortada korunmaya çalışılan şey muhtemelen hakikat değil, otoritedir.
8. Mucize ve Vahiy İddiaları Bağımsız Kurulca İncelenmeli:
“Tanrı benimle konuştu” diyen herkes doğrudan peygamber, veli veya ruhani lider ilan edilmemelidir. Bu tür iddialar; nöroloji, psikiyatri, tarih, dilbilim, fizik, istatistik uzmanlarından oluşan bağımsız bir kurul tarafından incelenmelidir.
Mucize iddiaları kontrollü şartlarda tekrarlanabilmelidir.
Bağımsız bir bilim kurulu mucize varsa onaylayıp sertifikalandırmalıdır.
Yalnızca çok eski metinlerde anlatılan, hiçbir bağımsız kaydı bulunmayan ve gözlemci gelince çalışmayı bırakan mucizeler “kanıtlandı” sayılmamalıdır.
9. Çocuklara Din Değil, Dinler Öğretilmeli:
Çocuklara tek bir din mutlak gerçek olarak ezberletilmemelidir. Dinler tarihi, mitoloji, felsefe, bilimsel düşünme ile birlikte öğretilmelidir.
Çocuk 18 yaşına geldiğinde; inanmayı, inanmamayı, din değiştirmeyi, hiçbir dine bağlanmamayı özgürce seçebilmelidir.
Beş yaşındaki bir çocuğun bilinçli bir siyasi görüşü olamayacağı gibi, bilinçli ve bağımsız bir dini tercihi de olamaz.Çocuğun dini çoğu zaman kendi seçimi değil, doğduğu evin adresidir.
18 yaşına gelene kadar bütün dinleri öğrenmeli ve sonra özgür iradasiyle müridi olacağı dini veya dinsizliği seçmelidir.
10. Hatalar Açıkça Kabul Edilmeli:
İdeal dinin kurumları geçmişte yaptıkları hataları açıkça kabul etmelidir. “Yanlış anlaşılmıştır”, “dönemin şartları öyleydi”, “gerçek din bu değildi”, "orada öyle demek istemedi" gibi kaçış cümleleri yerine doğrudan şöyle denebilmelidir:
Evet, bu hüküm yanlıştı.
Evet, insanlara zarar verdik.
Evet, bugün bunu değiştirdik.
Hata kabul etmek otoriteyi küçültmez. Tam tersine, güvenilirliğin başlangıcıdır. Hatasını kabul eden din büyük din olma yolunda ilerliyordur.
11. Adalet Öteki Dünyaya Ertelenmemeli:
İdeal bir din, adaletin ölümden sonra mutlaka sağlanacağını söylemekle yetinmemelidir. Çünkü çocuk istismara uğrarken, kadın şiddet görürken, masum insanlar işkence edilirken veya birileri açlıktan ölürken “hesabı ahirette sorulacak” demek, mağdur açısından adalet değildir.
Gelecekte verilecek ceza, bugün yaşanan acıyı ortadan kaldırmaz. Geciken adalet adalet değildir.
Özellikle kendisini her şeyi bilen, her şeye gücü yeten ve mutlak merhametli olarak tanıtan bir Tanrı’nın; çocuklara yönelik şiddet, tecavüz, istismar ve işkence karşısında yalnızca seyirci kalması kabul edilemez.
İdeal bir Tanrı, en azından kendisini savunamayacak durumda olanlara doğrudan müdahale etmelidir.
Bir çocuğun güvenliği, onu istismar eden yetişkinin “özgür iradesinden” daha değerlidir. Failin özgür iradesini korumak adına mağdurun hayatının mahvedilmesine izin vermek, tarafsızlık değildir. Güçlü olanın yanında sessizce durmaktır.
“Dünya bir sınavdır” açıklaması da yeterli değildir. Çünkü çocuklar, başkalarının ahlak sınavında kullanılacak araçlar değildir. Bir insanın iyiliğini veya kötülüğünü sınamak için başka bir insanın bedenini, ruhunu ve hayatını deney malzemesine çevirmek adalet sayılamaz.
12. Cehennem Kaldırılmalı, Cennet Yeniden Düşünülmeli:
Sonsuz ceza, sonlu bir insan ömründe işlenen hiçbir suçla orantılı değildir. Seksen yıllık bir hayatın hatası için sonsuz işkence öngören sistem, adalet değil sınırsız intikam üretir.
Üstelik cehennem tehdidi insanları iyi olmaya değil, itaat etmeye zorlar. İdeal bir dinin amacı insanları korkutarak yönetmek değil; düşünerek, sorgulayarak ve empati kurarak iyi insanlar haline getirmek olmalıdır.
İyilik ceza korkusundan değil, başkasının acısını anlayabilmekten doğmalıdır. Ödül beklentisiyle yapılan iyilik de ahlaki değerini kısmen kaybeder.
İnsan, cennete girmek istediği için değil; karşısındaki insanın acısını önemsediği için iyi olmalıdır.
Sonsuz Ödül de iptal edilmeli:
Sonsuz ödül, sonsuz işkence kadar zalimce değildir. Ancak o da adalet ve orantı bakımından sorunsuz kabul edilemez.
Sonlu bir ömür içinde yapılan sınırlı sayıdaki iyilik karşılığında sonsuz ödül verilmesi de eylem ile orantılılık arasındaki ölçüyü ortadan kaldırır.
Bir insan seksen yıl yaşayıp sonsuz mutluluk kazanırken, başka bir insanın yalnızca yanlış dine doğduğu, yanlış inanca sahip olduğu veya yeterince ikna olmadığı için bundan mahrum bırakılması adalet değildir.
Sonsuz cennet fikrinin başka bir sorunu da anlam meselesidir.
İdeal dinin temel ilkesi şu olmalıdır: Ne sonsuz korku ile itaat ne de sonsuz ödül vaadiyle satın alınmış iyilik gerçek ahlaktır.
Gerçek ahlak, insanın ceza görmeyeceğini ve ödül almayacağını bilse bile kötülük yapmamasıdır.
Cennetin bedensel hazlara indirgenmesi de sorunludur:
Cennetin kadınlar, eşler, huriler ve sınırsız cinsel hazlarla ilişkilendirilmesi insan onuruyla bağdaşmaz. Çünkü insanı ahlaki bir özne olmaktan çıkarıp arzularının peşinden giden bir tüketiciye dönüştürür. Kadınları da kendi iradesi, kişiliği ve hayatı olan insanlar olarak değil; erkeğin ödülü olarak sunar.
Bir insanın başka bir insana ödül olarak vaat edilmesi, ister dünyada ister ahirette olsun, insan onurunu zedeler. Üstelik bu vaatler dini ahlakın ciddiyetine de zarar verir.
Dünyada günah sayılan bir arzunun, cennette neden en büyük ödüllerden biri haline gelmesi etik açıdan sorunludur.
Bu durumda din, insanı ahlaken geliştirmek yerine arzularını ertelemeye teşvik etmiş olur:
Şimdi vazgeç, sonra daha fazlasını al. Bu, ahlak değil ertelenmiş haz pazarlığı olur. Cennet, insan bedeninin pazarı değil; insan onurunun tamamlandığı bir yer olarak tasarlanmalıdır.
Seks insanların kendi özgür iradeleriyle karar vereceği, bir seçime dönüşmelidir. İnsan özel hayatına ve mahremeyitine yönelik dış müdahale ve yönlendirme olmamalıdır.
15. Kılık Kıyafet ve Yeme İçme Kişisel Tercih Olmalı:
İdeal bir din, insanların ne giyeceğini, saçını nasıl uzatacağını, sakalını nasıl bırakacağını veya hangi yiyeceği ağzına koyacağını sürekli denetleyen bir zabıta teşkilatına dönüşmemelidir.
Bir insanın bedeni üzerinde karar verme hakkı öncelikle kendisine aittir. Kadınların nasıl giyineceğine erkekler, erkeklerin nasıl görüneceğine din adamları, yetişkinlerin ne yiyeceğine de kutsal otoriteler karar vermemelidir.
Kıyafet konusunda yalnızca;
kamusal güvenlik,
hijyen,
mesleki zorunluluklar
ve başkalarının haklarıgibi somut gerekçeler sınırlama nedeni olabilir.
“Tanrı böyle istiyor” veya “toplumun ahlakı bozulur” gibi ölçülemeyen gerekçeler, insanların bedenleri üzerinde baskı kurmak için kullanılmamalıdır.

Conatus Felsefe@Conatusfelsefe
Ya kusura bakma da “ateizm inanç değildir” diyen bir insansın bir de din mi idealize etmeye çalıştın ahahahhashsh

Kınaya Kars'ın@kinaya_karsin
ateizm inanç değildir. ateizm bir inancı veya iddiayı reddetmektir.
