@ifndefgt: Buyurun videonun uzun versiyon...
@ifndefgt
3 views
Jun 17, 2026
Advertisement
1
Buyurun videonun uzun versiyonu ve bağlamı.
Daha da anlamayan olursa diye aha açıyorum. Burada ana tema Türk modernleşmesinin tarihsel süreci. Yani tarım toplumundan sanayi toplumuna bir türlü geçemeyişimiz.
Söylenen şey köylüye düşmanlık vs değil. Tarım toplumunun kültürel normlarının ülkeyi her anlamda domine etmesi yani köyden bedenen göçmüş ama kent hayatının kurum, kural ve kamusal alan normlarını içselleştirmemiş zihniyetin yarattığı tahribat.
Tarım toplumunda temel özne çoğu zaman birey değil aile, akraba, cemaat, mahalle ve hemşehrilik ilişkileriyle örülü toplumsal ağlardır. Hayat daha kapalı, daha hiyerarşik, daha mahrem alan merkezli ve yer yer feodal karakterdedir. Böyle bir dünyada “bizden olanı korumak”, “tanıdık üzerinden iş çözmek” ya da “aile/mahalle normunu ahlaki ölçü hâline getirmek/dikte etmek” doğal, meşru ve hatta işlevsel görülebilir.
Sanayi toplumu ise bambaşka bir mantıkla işler. Modern şehir, birbirini tanımayan insanların aynı mekânı ortak kurallar, karşılıklı sınırlar ve paylaşılan özgürlükler içinde kullanabildiği yerdir. Bu yüzden kent hayatı; kurum, hukuk, liyakat, sıra, kişisel mesafe, kamusal alan bilinci, kadın-erkek eşit kamusallığı, başkasının yaşam tarzına karışmama ve ortak mekâna saygı gibi normlara dayanır.
Şehir/kent herkesin birbirine benzemesiyle değil farklı bireylerin aynı kamusal düzen içinde uyumlu yaşayabilmesiyle şehir olur. Burada bireyleşme, başıboşluk değildir; başkasının hakkını, alanını ve özgürlüğünü tanıyan bir yurttaşlık disipliniyle mümkündür. Yani modern kentte kolektif dayanışma, aile/cemaat sadakati üzerinden değil; ortak hukuk, ortak kurumlar ve karşılıklı rıza gösterilen kamusal kurallar/normlar üzerinden kurulur.
Bugünün Türkiyesi'nde ESG'nin saydığı toplumsal çatışma gruplarına bakın; hepsinin belirli ölçekte tarım toplumu mentalitesiyle düşündüğü ve hareket ettiğini (konuşurken farklı konuşuyor olabilirler) göreceksiniz.
Bu tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişimiz niye kangren oldu, buradaki sebep-sonuç ilişkisi üzerine ayrıca detaylıca biçimde konuşulabilir. Bu kadar kritik bir sosyo-ekonomik ve kültürel tartışmayı köylü düşmanlığına, jakobenliğe, orta gelir grubu gururu okşamaya vs. indirgeyerek kapatamazsınız.
Tekrardan tartışmanın bağlamı bu, faydalı bir argüman üretecekseniz buradan devam edin, kafanızda kurduğunuz hayali bağlamdan değil.
Daha da anlamayan olursa diye aha açıyorum. Burada ana tema Türk modernleşmesinin tarihsel süreci. Yani tarım toplumundan sanayi toplumuna bir türlü geçemeyişimiz.
Söylenen şey köylüye düşmanlık vs değil. Tarım toplumunun kültürel normlarının ülkeyi her anlamda domine etmesi yani köyden bedenen göçmüş ama kent hayatının kurum, kural ve kamusal alan normlarını içselleştirmemiş zihniyetin yarattığı tahribat.
Tarım toplumunda temel özne çoğu zaman birey değil aile, akraba, cemaat, mahalle ve hemşehrilik ilişkileriyle örülü toplumsal ağlardır. Hayat daha kapalı, daha hiyerarşik, daha mahrem alan merkezli ve yer yer feodal karakterdedir. Böyle bir dünyada “bizden olanı korumak”, “tanıdık üzerinden iş çözmek” ya da “aile/mahalle normunu ahlaki ölçü hâline getirmek/dikte etmek” doğal, meşru ve hatta işlevsel görülebilir.
Sanayi toplumu ise bambaşka bir mantıkla işler. Modern şehir, birbirini tanımayan insanların aynı mekânı ortak kurallar, karşılıklı sınırlar ve paylaşılan özgürlükler içinde kullanabildiği yerdir. Bu yüzden kent hayatı; kurum, hukuk, liyakat, sıra, kişisel mesafe, kamusal alan bilinci, kadın-erkek eşit kamusallığı, başkasının yaşam tarzına karışmama ve ortak mekâna saygı gibi normlara dayanır.
Şehir/kent herkesin birbirine benzemesiyle değil farklı bireylerin aynı kamusal düzen içinde uyumlu yaşayabilmesiyle şehir olur. Burada bireyleşme, başıboşluk değildir; başkasının hakkını, alanını ve özgürlüğünü tanıyan bir yurttaşlık disipliniyle mümkündür. Yani modern kentte kolektif dayanışma, aile/cemaat sadakati üzerinden değil; ortak hukuk, ortak kurumlar ve karşılıklı rıza gösterilen kamusal kurallar/normlar üzerinden kurulur.
Bugünün Türkiyesi'nde ESG'nin saydığı toplumsal çatışma gruplarına bakın; hepsinin belirli ölçekte tarım toplumu mentalitesiyle düşündüğü ve hareket ettiğini (konuşurken farklı konuşuyor olabilirler) göreceksiniz.
Bu tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişimiz niye kangren oldu, buradaki sebep-sonuç ilişkisi üzerine ayrıca detaylıca biçimde konuşulabilir. Bu kadar kritik bir sosyo-ekonomik ve kültürel tartışmayı köylü düşmanlığına, jakobenliğe, orta gelir grubu gururu okşamaya vs. indirgeyerek kapatamazsınız.
Tekrardan tartışmanın bağlamı bu, faydalı bir argüman üretecekseniz buradan devam edin, kafanızda kurduğunuz hayali bağlamdan değil.
View Tweet
2
Sevgili orta zekâ kardeşim, lütfen bu tweet'in altına gelip "amma köylüler hep şöyle mi kentliler hep böyle mi, benim görümcemin gaynı köylüydü ama çok medeniydi" falan yazma.
Burada üretim ilişkilerinin üst yapıda ürettiği sosyo-kültürel kodlardan bahsediyoruz.
Burada üretim ilişkilerinin üst yapıda ürettiği sosyo-kültürel kodlardan bahsediyoruz.
3
Sen hiç görmemiş okumamış olabilirsin (linçleyenlerin büyük kısmı maalesef bundan muzdarip) ama bunun üzerine koca bir literatür var. Kendine bir iyilik yap ve oku!
4
Düzeltme: Aynı kapıya çıkıyor ama üretim ilişkileri değil üretim tarzı / tarihsel aşama demek daha doğru.