Hi,👋 we have updated the app and fixed multiple bugs. We are lacking funds, request to free user not to use Adblock. Ads are non intrusive. 😊

@moasayev: Nöbetçi Finans #22 01 Haziran...

@moasayev
21 views Jun 15, 2026
Advertisement
1
Nöbetçi Finans #22 01 Haziran- 05 Haziran 2026

Enflasyon , Büyüme Riski ,Emtia tarafında Flow ,ABD Tahvil

01 Haziran Pazartesi

Hafta büyüme göstergeleriyle başlayacak.

ABD’de Mayıs ISM İmalat Endeksi açıklanacak. Beklenti endeksin 53,2’ye yükselmesi yönünde (önceki 52,7). Bu veri, sanayi sektöründeki faaliyetlerin İran kaynaklı enerji şokuna rağmen dirençli kalıp kalmadığını gösterecek.

Avrupa’da European Central Bank Tüketici Beklentileri Anketi yayımlanacak. Bu rapor, hanehalkının enflasyon beklentilerine ilişkin güncel görünüm sunacak.

Asya’da:

Çin özel sektör imalat PMI verisi açıklanacak.
Japonya’da Maliye Bakanlığı'nın Şirket Finansal İstatistikleri (Financial Statements Statistics of Corporations) yayımlanacak.

02 Haziran Salı

ABD’de işgücü piyasasına ilişkin önemli bir gösterge olan JOLTS açık iş pozisyonları raporu açıklanacak.

Avrupa’da haftanın en önemli verilerinden biri olan Mayıs Euro Bölgesi öncü TÜFE yayımlanacak. Geçtiğimiz günlerde açıklanan Almanya, Fransa ve diğer büyük ekonomilerin verilerinin ardından bölge genelindeki enflasyon görünümü netleşecek.

03 Haziran Çarşamba

Haftanın en yoğun günlerinden biri olacak.

ABD’de:

ADP özel sektör istihdam raporu
ISM Hizmetler Endeksi (beklenti: 53,7; önceki 53,6)
Federal Reserve Beige Book

Asya’da:

Çin özel sektör hizmet PMI verisi açıklanacak.
Avustralya'da 1Ç GSYH verisi yayımlanacak.

Merkez bankası tarafında:

Kazuo Ueda konuşma yapacak.

04 Haziran Perşembe

Avrupa’da enflasyon verileri ön planda olacak.

İsviçre Mayıs TÜFE
İsveç Mayıs TÜFE

05 Haziran Cuma

Haftanın en kritik verisi ABD’de açıklanacak:

ABD Mayıs İstihdam Raporu

Beklentiler:

Tarım dışı istihdam: +65 bin (önceki +115 bin)
İşsizlik oranı: %4,3
Ortalama saatlik kazançlar: %0,3 MoM (önceki %0,2)

Bu veri, Fed'in faiz görünümü açısından haftanın en önemli belirleyicisi olacak.

Asya’da:

Japonya iş gücü nakit kazançları (labour cash earnings) verisi açıklanacak.
Beklenti ücret artışlarının %2,5 YoY seviyesine yavaşlaması (önceki %2,8).
Media image
2
ABD Enflasyon

ABD enflasyonunda son dönemde ana sorun artık tekil kalemlerden değil, fiyat baskılarının neredeyse tüm sepete yayılmış olmasından kaynaklanıyor. Enerji şoku öncesinde piyasada enflasyonun Fed’in %2 hedefine doğru kademeli şekilde ineceği görüşü hâkimdi; ancak veriler bu iyimserliğin fazla güçlü olduğunu gösteriyor. Nisan itibarıyla PCE sepetinin yaklaşık %82’sinde enflasyon, çekirdek PCE’nin sürdürülebilir biçimde %2 civarında seyrettiği 2018 döneminden daha yüksek. Buna karşılık yalnızca %18’lik bölümde enflasyon 2018’e göre daha düşük. Net fark yaklaşık +63 puan ve bu, enflasyonun dar bir kategori grubundan değil, oldukça geniş tabanlı bir baskıdan beslendiğini gösteriyor.

Enflasyon dağılımına bakıldığında da aynı sonuç çıkıyor. PCE sepetindeki medyan enflasyon oranı 2018’de yaklaşık %2.35 iken, Mart 2026 itibarıyla yaklaşık %3.02 seviyesine yükselmiş durumda. Yani fark yaklaşık 70bp. Daha önemlisi, sadece yüksek enflasyonlu kalemler değil, düşük enflasyonlu kalemler de yukarı kaymış durumda. Eğer sorun yalnızca birkaç oynak kalemden kaynaklansaydı, dağılımın üst kısmı bozulur ama alt kısmı görece stabil kalırdı. Ancak hem 75. ve 90. yüzdelik dilimler hem de 10. ve 25. yüzdelik dilimler yukarıda seyrediyor. Bu da ortalama enflasyondaki yüksekliğin sepet geneline yayıldığını gösteriyor.

Fiyat dağılımı Fed’in %2 hedefiyle uyumlu görünmüyor. Kategori bazlı enflasyon dağılımı üzerinden yapılan hesaplama, mevcut görünümün genel enflasyonun tarihsel ortalamanın yaklaşık 65bp üzerinde kalmasıyla daha uyumlu olduğunu gösteriyor. Başka bir ifadeyle, mevcut dağılım enflasyonun hızlı şekilde %2’ye döneceği bir tabloya işaret etmiyor. Enflasyonun ortalama seviyesi düşse bile, sepetin büyük kısmında fiyat artışları 2018’e kıyasla hâlâ yüksek kaldığı için Fed’in rahatlaması zorlaşıyor.

Mal fiyatlarında tarifelerin etkisi belirgin şekilde görülüyor. Pandemi sonrası tedarik zinciri normalleştikçe çekirdek mal enflasyonunda rahatlama başlamış ve 2024 sonunda bazı göstergeler negatif bölgeye geçmişti. Ancak Trump yönetiminin tarifeleri sonrası çekirdek mal kategorilerinde enflasyon yeniden yükseldi. 2025 Aralık ayında çekirdek mal sepetinde 2018’e göre daha yüksek enflasyon gösteren kategorilerin payı %80’in üzerine çıktı. Son veride bu oran yaklaşık %46’ya gerilemiş olsa da tamamen normale dönmüş değil. Ayrıca AI yatırımları, pozitif output gap ve savaş kaynaklı yeni arz kesintileri mal enflasyonunun beklenenden daha yapışkan kalmasına neden olabilir.

Daha kritik sorun hizmetler tarafında. Konut hariç çekirdek hizmetler, yani “supercore” kalemlerde fiyat baskısı hâlâ çok güçlü. 2024’ten bu yana supercore kategorilerde 2018’e göre daha yüksek enflasyon gösteren net pay ortalama yaklaşık %60 oldu. Nisan verisinde bu oran %70’in üzerine çıkarak Şubat 2025’ten bu yana en yüksek seviyesine ulaştı. Bu önemli çünkü hizmet enflasyonu genellikle ücretler ve iç talep ile daha yakından ilişkili. Dolayısıyla burada kalıcı bir yavaşlama görülmeden Fed’in enflasyon tarafında güven kazanması zor.

Sonuç olarak ABD’de enflasyon hâlâ Fed’in %2 hedefinden uzak ve sorun yalnızca enerji, tarifeler veya birkaç oynak kalemle sınırlı değil. Enflasyon baskıları mal ve hizmet sepetine geniş şekilde yayılmış durumda. Enerji fiyatları hızla normale dönse bile, PCE sepetinin %82’sinde fiyat artışlarının 2018’e göre daha yüksek olması ve supercore tarafta net payın %70’in üzerine çıkması Fed’in faiz indirim alanını sınırlıyor. Bu nedenle enflasyon tek başına değerlendirildiğinde, Fed’in yakın vadede agresif gevşemeye dönmesi için yeterince güçlü bir gerekçe oluşmuş görünmüyor.
Media image
Media image
Media image
3
Büyüme

İran savaşı üçüncü ayına girerken Hürmüz Boğazı’ndan geçişlerin normal seviyelere göre %90’dan fazla düşük kalması, küresel büyüme açısından temel risk olmaya devam ediyor. Şu ana kadar küresel aktivite görece dayanıklı görünse de, asıl endişe arz eksikliklerinin zamanla üretim kesintilerine dönüşmesi. Baz senaryoda Körfez ihracatının Haziran sonuna kadar normale dönmesi bekleniyor; ancak arz kesintisinin daha uzun sürmesi halinde büyüme üzerindeki baskının belirgin şekilde artabileceği değerlendiriliyor.

Petrol tarafında temel görüş, piyasanın büyük ölçüde fiyat artışları yoluyla dengeleneceği yönünde. Ham petrol fiyatları çatışmanın başından bu yana %50’ye kadar yükselirken, benzin, jet yakıtı ve dizel gibi rafine ürünlerde artış daha da güçlü oldu. Mevcut enerji fiyatları üzerinden yapılan hesaplamalar küresel GSYH üzerinde yaklaşık 0.5 puanlık bir baskıya işaret ediyor. Ancak petrol arzı gerçekten fiziksel olarak bağlayıcı hale gelirse, büyüme etkisi ağır senaryolarda 1-1.5 puanın da üzerine çıkabilir.

Daha büyük kırılganlık petrol dışı ürünlerde görülüyor. Orta Doğu; gübre, doğal gaz, rafine ürünler, petrokimyasallar, çelik, alüminyum, sülfür ve bazı kimyasal girdilerde önemli bir küresel tedarik merkezi. Bu ürünlerin Orta Doğu kaynaklı arzı küresel GSYH’nin yalnızca %1.3’üne denk gelse de, bazı sektörlerde bu girdiler kritik olduğu için etkisi nominal payından daha büyük olabilir. Örneğin baz kimyasal fiyatları çatışmanın başından Nisan’a kadar %60’tan fazla arttı; helyum fiyatları ikiye katlandı; sülfür ve sülfürik asit %60’ın üzerinde yükseldi; metanol ise yaklaşık %40 arttı.

Buna rağmen en sert senaryoların gerçekleşmesi baz senaryo olarak görülmüyor. Eğer her girdi tamamen kritik kabul edilirse ve ikame imkânı olmadığı varsayılırsa, petrol dışı Orta Doğu arz kaybı teorik olarak küresel GSYH’de çok büyük düşüşlere yol açabilir. Ancak bu aşırı varsayım gerçekçi değil. Şirketler daha az kritik girdilerden tasarruf edebilir, kıt girdileri daha yüksek katma değerli alanlara yönlendirebilir ve bazı girdileri alternatif ürünlerle değiştirebilir. Bu mekanizmalar dikkate alındığında petrol dışı arz kesintisinin doğrudan küresel GSYH üzerindeki etkisi yaklaşık %0.4-0.5 ile sınırlı kalıyor.

Ülke bazında etkiler oldukça farklılaşıyor. Petrol dışı arz kayıplarında en yüksek doğrudan büyüme baskısı Türkiye ve Hindistan gibi Orta Doğu tedarik zincirlerine daha bağımlı ülkelerde görülüyor. Makul varsayımlar altında Türkiye için büyüme etkisi yaklaşık %2.2, Hindistan için yaklaşık %1.1 olarak hesaplanıyor. Buna karşılık ABD ve Norveç gibi daha yüksek katma değerli üretime sahip ve Orta Doğu girdilerine daha az bağımlı gelişmiş ekonomilerde etki %0.1 veya daha düşük seviyede kalıyor.

Sanayi tarafında ilk baskılar özellikle petrokimya, tekstil, gübre, çelik ve hava yolu sektörlerinde görülüyor. Hindistan’da bazı petrokimya tesisleri üretimi durdururken, Bangladeş’te beş üre fabrikasından dördü gaz kısıntısı nedeniyle kapandı. Avrupa’da bazı çelik üreticileri satışları askıya aldı. Küresel hava yolu şirketleri de yüksek jet yakıtı fiyatları nedeniyle uçuş azaltımlarına gitti. Ancak üretim kesintileri şu ana kadar daha çok düşük katma değerli sektörlerde yoğunlaşıyor; yüksek katma değerli tedarik zincirlerine geniş bir yayılım henüz görülmüyor.

Fiyatlar tarafında da ilk panik dalgasından sonra kısmi rahatlama var. Rafine ürünler ve baz kimyasal fiyatları hâlâ savaş öncesine göre yüksek kalsa da son haftalarda zirvelerden geri çekildi. Bu, piyasanın bir kısmında talep yıkımı, stok azaltımı ve alternatif tedarik çözümlerinin devreye girdiğini gösteriyor. Ancak fiyatlarda yeni bir yukarı dalga oluşursa, bu arz sıkıntılarının yeniden ciddileştiğine işaret edebilir.

Enflasyon etkisinde ana yük yine enerji fiyatlarından geliyor. Enerji fiyatlarının küresel manşet enflasyonu yaklaşık 1.0 puan, çekirdek enflasyonu ise yaklaşık 0.3 puan artırması bekleniyor. Kimyasal ve rafine ürünlerdeki arz sıkıntılarının çekirdek enflasyona ek etkisi yaklaşık 0.4 puan olarak hesaplanıyor. Dolayısıyla petrol dışı ürünlerde riskler önemli olsa da, enflasyonun ana belirleyicisi hâlâ petrol ve doğal gaz fiyatları olmaya devam ediyor.

Genel sonuç olarak Orta Doğu kaynaklı arz şoku küresel büyüme için ciddi ama yönetilebilir bir risk olarak değerlendiriliyor. En kötü senaryoda arz darboğazları tedarik zincirlerinde zincirleme üretim kayıpları yaratabilir; ancak şirketlerin uyum sağlama kapasitesi, arzın yeniden dağıtılması ve sınırlı da olsa ikame imkânları bu etkiyi önemli ölçüde azaltıyor. Bu nedenle mevcut veriler, küresel büyümede çok sert bir kırılmadan ziyade, özellikle Asya ve enerji ithalatçısı ülkelerde yoğunlaşan orta ölçekli bir baskıya işaret ediyor.
Media image
Media image
Media image
4
Emtia Tarafında Flow

Küresel emtia piyasalarında 22 Mayıs haftasında ana tema, enerji fiyatlarındaki gerileme ve baz metal çıkışlarının toplam açık pozisyon değerini aşağı çekmesi oldu. Takip edilen emtia piyasalarında toplam açık pozisyon değeri haftalık %2, yani yaklaşık 46 milyar dolar düşerek 1.9 trilyon dolar seviyesine geriledi. Bu düşüşün büyük kısmı enerji piyasalarından geldi; enerji açık pozisyon değeri haftalık 35 milyar dolar azaldı. Baz metallerde de özellikle bakır kaynaklı çıkışlarla yaklaşık 9 milyar dolarlık baskı görüldü. Buna karşılık tarım tarafı görece daha dengeli kaldı ve çevresel piyasalar haftalık bazda pozitif ayrıştı.

Yatırımcı pozisyonlaması tarafında da toplam net uzun pozisyon hafif geriledi. Takip edilen emtia vadeli işlem piyasalarında net yatırımcı pozisyonu haftalık 6.6 milyar dolar azalarak 240.5 milyar dolar seviyesine indi. Enerji tarafında net uzun pozisyon 5 milyar dolar arttı; özellikle Dubai petrolü, WTI ve Avrupa doğal gazında alımlar öne çıktı. Buna karşılık değerli metallerde net uzun pozisyon 10.7 milyar dolar azaldı. Bu düşüşün 8.3 milyar doları altından, 1.8 milyar doları gümüşten geldi. Tarım piyasalarında ise net pozisyon yaklaşık 2 milyar dolar azaldı.

Enerji piyasalarında açık pozisyon değerindeki düşüşün ana nedeni petrol ve petrol ürünleri fiyatlarındaki zayıflama oldu. Brent haftalık %5, WTI %8, ICE Gas Oil ise %6 geriledi. Bu fiyat düşüşüyle birlikte enerji piyasalarında açık pozisyon değeri haftalık %4 azalarak 872 milyar dolar seviyesine indi. Ham petrol tarafında açık pozisyon değeri 20.7 milyar dolar, petrol ürünlerinde ise 12.3 milyar dolar düştü. Buna rağmen yatırımcılar enerji tarafında tamamen pozisyon kapatmadı; net uzun pozisyon enerji genelinde arttı ve özellikle jeopolitik risklerin devam ettiği petrol ve Avrupa doğal gazında alım eğilimi korundu.

Petrol tarafında asıl stratejik konu Hürmüz Boğazı olmaya devam ediyor. Küresel deniz yoluyla taşınan petrol akışları birkaç kritik boğaza bağımlı olduğu için, Hürmüz’deki her aksama sistemik risk yaratıyor. İran’ın yaklaşımının doğrudan askeri kesintiden daha çok geçişleri düzenleme ve parasallaştırma yönüne kaydığı değerlendiriliyor. Bu, petrol arz riskini tamamen ortadan kaldırmıyor ancak piyasanın “tam kapanma” senaryosundan ziyade maliyetli ve kontrollü geçiş senaryosunu fiyatlamasına neden oluyor. Stoklar üzerindeki baskının artması nedeniyle Haziran ayında Hürmüz’ün yeniden açılması beklentisi korunuyor.

Doğal gaz tarafında tablo petrol kadar zayıf değil. Doğal gaz piyasalarında açık pozisyon değeri haftalık yalnızca %1 düşerek 181 milyar dolar oldu. Avrupa, Asya ve ABD gaz fiyatları gerilese de, kontrat bazlı olarak 1.2 milyar dolarlık giriş görüldü ve bu giriş büyük ölçüde TTF tarafında yoğunlaştı. TTF doğal gazında net pozisyon artışı yaklaşık 2.8 milyar dolar olurken, JKM tarafında çıkışlar görüldü. Avrupa’nın enjeksiyon sezonunda Asya’ya karşı spot LNG kargoları için daha agresif rekabet etmesi beklendiği için TTF fiyatlarında yukarı yönlü görüş korunuyor. Ayrıca Avustralya LNG tesislerinde olası işçi eylemleri 44 bcm/yıl kapasiteyi, yani ülkenin sıvılaştırma kapasitesinin yaklaşık %35’ini riske sokuyor.

Değerli metaller tarafında güçlü bir risk azaltma görülüyor. Açık pozisyon değeri haftalık %2, yani yaklaşık 6 milyar dolar azalarak 292 milyar dolar seviyesine indi. Altın ve gümüşte fiyat düşüşleriyle birlikte pozisyon çıkışları da görüldü. COMEX altın vadeli işlemlerinde Managed Money net uzun pozisyonu 4.5 bin kontrat azalarak 94 bin kontrat net long seviyesine geriledi. Küresel altın ETF varlıkları ise haftalık yaklaşık 9 ton düşüşle 4,131 ton seviyesine indi. Altın fiyatlarındaki yaklaşık %9’luk gerileme, Şubat sonundan beri devam eden risk azaltma eğilimini güçlendirdi.

Baz metallerdeki görünüm de zayıfladı. Açık pozisyon değeri haftalık %3, yani yaklaşık 6.6 milyar dolar düşerek 237 milyar dolar seviyesine geriledi. Sektörde kontrat bazlı çıkışlar 9 milyar dolar oldu ve bunun büyük kısmı bakırdan geldi. Bakır piyasasında çıkış yaklaşık 5.8 milyar dolar, çinkoda ise 1.2 milyar dolar oldu. Buna rağmen net yatırımcı pozisyonu baz metaller genelinde haftalık 1.4 milyar dolar arttı; alüminyum, çinko ve kurşun tarafındaki katkılar bu artışı destekledi. Yani fiyat ve açık pozisyon tarafında baskı görülse de, seçici alımlar tamamen kaybolmuş değil.

Tarım piyasaları genel emtia kompleksine kıyasla daha dayanıklı kaldı. Tarımsal emtialarda açık pozisyon değeri haftalık olarak büyük ölçüde yatay kalarak yaklaşık 392 milyar dolar seviyesinde seyretti. Sektöre kontrat bazlı 3.5 milyar dolarlık giriş oldu. Tahıl ve yağlı tohumlar ile soft commodities tarafındaki toplam giriş 5.1 milyar dolar olurken, canlı hayvan piyasalarındaki 1.5 milyar dolarlık çıkış bu etkiyi sınırladı. Tahıl ve yağlı tohumlarda açık pozisyon değeri haftalık %3 artarken, canlı hayvan tarafında %6 düşüş görüldü.

Momentum sinyalleri emtia genelinde zayıflayan bir tabloya işaret ediyor. Kısa vadeli momentum sinyali kurşun ve soya fasulyesinde pozitife dönerek “al” sinyali üretirken, WTI tarafında sinyal negatife dönerek “sat” sinyali verdi. Ham petrol ve petrol ürünlerinde uzun vadeli momentum sinyalleri hâlâ eşiklerin üzerinde kalsa da, haftalık bazda belirgin şekilde yavaşladı. Bu da enerji tarafında trendin hâlâ tamamen kırılmadığını ancak güçlü yükseliş momentumunun yorulmaya başladığını gösteriyor.

Genel çerçevede emtia piyasaları jeopolitik risklerin hâlâ yüksek olduğu, ancak fiyatların ve pozisyonların daha seçici hale geldiği bir döneme girmiş durumda. Enerji piyasalarında açık pozisyon düşerken net uzun pozisyonların artması, yatırımcıların fiyat düşüşünü tamamen riskten kaçış olarak değil, jeopolitik risklere karşı pozisyonlanma fırsatı olarak da gördüğünü gösteriyor. Değerli metallerde risk azaltma daha belirgin, baz metallerde bakır öncülüğünde çıkışlar sürüyor, tarım tarafı ise daha dengeli kalıyor. Bu tablo, emtia piyasalarında geniş tabanlı bir bozulmadan çok, sektör bazlı ayrışmanın öne çıktığını gösteriyor.
5
ABD kısa vadeli fonlama piyasalarında son dönemde dikkat çeken ana gelişme, repo faizlerinin belirgin şekilde yumuşaması oldu. SOFR, 20 Mayıs’ta Fed faiz koridorunun alt bandına kadar geriledi ve son 20 günde IORB’nin ortalama 7bp altında, efektif Fed fonlama faizinin ise ortalama 5bp altında seyretti. Bu görünüm, piyasada stres değil, aksine fazla likidite ve repo finansmanına yönelik daha düşük talep olduğunu gösteriyor.

Bu yumuşamanın ilk nedeni, Treasury cash-futures basis trade’in küçülmesi. Bu trade’de yatırımcılar genellikle vadeli tahvil kontratı satar, nakit tahvil alır ve bu tahvil alımını repo piyasasından fonlar. Ancak bu pozisyonun toplam büyüklüğü yaklaşık 150 milyar dolar azalarak 1.35 trilyon dolar seviyesine geriledi. Bu da hedge fonların repo piyasasından daha az borçlanması anlamına geliyor. Repo finansmanı talebi azalınca, repo faizleri de aşağı geldi.

İkinci önemli unsur bankaların davranışı. İran savaşı sonrası Fed’in faiz patikasına dair belirsizlik arttığı için bankalar uzun vadeli tahvil alımında daha temkinli hale geldi. ABD bankalarının Treasury portföylerindeki yıllık büyüme hızı son dönemde belirgin şekilde yavaşladı ve yaklaşık iki yılın en düşük seviyelerine yaklaştı. Buna karşılık bankalar kısa vadeli piyasalara daha fazla nakit yönlendirdi. Büyük ABD bankalarının fed funds ve reverse repo işlemleri 417 milyar dolar, yabancı bankaların ise yaklaşık 296 milyar dolar seviyesine çıktı. Bu da kısa vadeli fonlama piyasasında nakit arzını artırarak repo faizlerini aşağı itti.

Üçüncü faktör, kamu destekli kurumların geçici nakit fazlası oldu. Fed funds piyasasında hacimler Mayıs ortasında belirgin şekilde yükseldi ve 10 günlük ortalama hacim yaklaşık 117 milyar dolar seviyesine ulaştı. Bu kurumlar IORB kazanamadıkları için fazla nakdi genellikle kısa vadeli piyasaya yönlendiriyor. Bu da repo piyasasında zaten var olan nakit fazlasını daha da artırdı ve faizlerin aşağı gelmesini destekledi.

Dördüncü unsur para piyasası fonları oldu. Toplam para piyasası fonu büyüklüğü 28 Mayıs’ta 8.281 trilyon dolar ile yeni rekor seviyeye ulaştı. Vergi dönemi sonrası girişler, ay sonu dengelenmeleri, artan makro belirsizlik ve güçlü şirket tahvil ihraçları bu büyümeyi destekledi. Fed’in bir sonraki adımına dair belirsizlik nedeniyle bu fonlar vadeyi uzatmak yerine daha kısa vadeli ve güvenli araçlara yöneldi. Bu da repo piyasasına daha fazla nakit akışı anlamına geldi.

Beşinci unsur regülasyon tarafındaki gevşeme. eSLR düzenlemesindeki değişiklikler bankaların ve dealer’ların bilanço kullanımını rahatlattı. Bunun sonucunda dealer’ların Treasury pozisyonları yılbaşından bu yana arttı ve tarihi yüksek seviyelere yaklaştı. Aynı zamanda repo piyasasında işlem maliyetleri geriledi. SOFR’daki işlem aralığını gösteren gösterge yaklaşık 6bp seviyesine inerken, GCF-TGCR farkı da son aylarda daha düşük seviyelere geldi. Bu, dealer’ların piyasada daha rahat aracılık yapabildiğini gösteriyor.

Genel sonuç olarak repo piyasasındaki yumuşama bir stres sinyali değil; aksine fazla nakit, düşük repo finansmanı talebi ve daha rahat bilanço koşullarının sonucu. Treasury basis trade’in küçülmesi, bankaların kısa vadeli piyasalara daha fazla nakit koyması, para piyasası fonlarının 8.281 trilyon dolara ulaşması ve regülasyon gevşemesi birlikte SOFR’ı aşağı çekti. Bu nedenle kısa vadeli fonlama piyasasında şimdilik sıkışma değil, rahatlama öne çıkıyor.
Media image
Media image
Media image
Actions
Visual Editor Carousel Maker NEW
Update Thread
What You Can Do
  • Download as PDF
  • Save to Notion
  • Export as Markdown
  • Visual Editor
  • LinkedIn & Instagram Carousel Maker
Create Free Account

Includes 7-day Premium trial

Advertisement